resimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
resimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2015 Cuma

Kesfedilmemis yerler

Şimdi Keşif Zamanı!

Dünya üzerinde keşfedilmedik yer kalmadığına mı inanıyorsunuz? Okuyun ve bir kere daha düşünün.


 Dünyada keşfedilmemiş bir yer kaldı mı? Everest, kutuplar, ıssız adalar ve balta girmemiş ormanlar… Hepsi keşfedildi. Böyle sanıyorsanız tamamen yanılıyorsunuz, çünkü keşif ruhunu yaşamak için yapabileceğiniz daha birçok şey var.
Biraz düşündük ve bu konuyu konuşmak için bir maceracı bulmaya karar verdik. Aklımıza Will Gadd geldi ve Will bize keşif ruhunu yaşamak ve yüzyıllar önceki kaşiflerin hissettiklerini hissedebilmek için bir dağa daha önce hiç tırmanılmamış bir parkurdan tırmanmayı tavsiye etti. İşte size bilinmezlik ve keşif ruhu!
Sualtı
“Keşfedilmeyi bekleyen birçok yer var. Akla ilk gelen yer ise sualtı. Uzay hakkında bildiklerimizin, sualtı ile ilgili bildiklerimizden daha fazla olduğunu biliyor muydunuz?” diye soruyor sualtı kaşifi Jill Heinerth. Royal Canadian Geographical Society için çalışmalar yapan Heinerth, özellikle sualtı mağaralarının keşfedilmeyi beklediğini söylüyor.

“Mağara dalışları bilinen en tehlikeli sportif aktivite olarak bilinir ve bu tarz yerler hem sualtı, hem de kara parçası içerdiği için eşsiz keşif mekanlarıdırlar.”
Son olarak Güney Kutbu buzullarının içine dalış yapan Heinerth, buraların sadece 100 yıl kadar önce ayak basılan dev bir kıta olduğunu da hatırlatıyor.
 Mağaralar
“Yer kabuğunun üzerinde keşfedilmemiş yer bulmak çok zor, eğer keşif yapmak istiyorsanız tek şansınız mağaralar” diyor Will Gadd. 
Okyanuslar ve yeryüzü GPS veya sonar görüntüleme ile tamamen taranabiliyor ama yer altındaki mağaraları incelemek için yapabileceğiniz tek şey oraya gitmek.

“Hakkında hiçbir şey bilmediğiniz ve Google Earth'ten de faydalanamayacağınız bir coğrafi yapıdan bahsediyoruz. Ben gelecekteki seyahat planlarımda artık mağaralara daha çok ağırlık vereceğim. Sanırım onlar coğrafi anlamda bu dünyasa keşfedilecek son mekanlar.”
 Gökyüzünde süzülmek
Henüz sakallarına ak düşmedi ama Tom de Dorlodot kendi alanında şimdiden dünyadaki en başarılı insanlardan biri oldu. Yamaç paraşütü ve paramotor kullanarak herkesin hayallerini süsleyen yerlere giden maceracının son hedefi ise And Dağları'nın üzerinden konaklamadan uçmak, özellikle de Peru’daki Cordillera Blanca’da. “Ayrıca Çin’deki Tian Shan, Moğolistan’daki Büyük Altay, Afganistan Dağları ve Bhutan Krallığı ile ilgili de planlarım var” diyor Tom de Dorlodot.
“Avrupa’daki bazı noktalarla ilgili de düşündüğüm uçuşlar da var. Mesela İtalya’daki Apenin Dağları ve Hırvatistan’daki Velebit Dağları da planlarım arasında. Ama bunlar için önce, yol arkadaşım Paul Guschlbauer ile acilen bir araya gelmem gerek.”
 Nehirler
Steve Fisher, Güney Afrika doğumlu bir nehir uzmanı ve özellikle şelaleler ve rapidlere kafayı takmış durumda. Gitmediği ve geçmediği nehir kalmamış ama onun asıl amacı hiç bulunmamış yerlere gitmek. “Dünya üzerinde hiç gidilmemiş o kadar çok nehir bölgesi var ki en bilinmedik olanları da tam burnunuzun dibinde duranlar. Gelecek ay New York’a gideceğim ve Hudson Nehri’nin doğduğu yere bir keşif gezisi yapacağım. Düşünebiliyor musunuz, en yakın yoldan 9 km mesafede ayak basılmamış bir yer var!”
Tabii ki keşfedilmeyi bekleyen en önemli bölgelerden biriyse kendi anavatanı: “Afrika bugüne kadar en az keşfedilen kıta çünkü altyapı çok zayıf ve jeopolitik bazı problemler her yere kolayca girip çıkmanızı engelliyor. Yakın zamanda Angola nehirlerine bir keşif gezisi yapmayı düşünüyorum. Ve tabii ki nehirde bol bol balık da tutacağım…”
 BASE atlayış yapılacak noktalar

Yakın zamanda Aguille du Midi Köprüsü’nün altından uçan ve Brezilya’da binalar arasında süzülen yarasa elbise pilotu Jokke Sommer kendine uçacak yeni mekanlar arıyor. Ona nerelere gitmek istediğini sorduğumuzda bize tereddütsüz olarak “Patagonya” dedi. “Patagonya Güney Amerika’nın en Güney bölgesinde dik kayalıklar, sert rüzgarlar ve buzlu dağların olduğu bir yer ve daha önce dağcıların tutkusu haline gelen bu bölge artık BASE atlayış yapanların da radarına girmiş durumda. Oradaki sert doğa şartları nedeniyle, atlayış yapılabilecek gün sayısı çok kısıtlı ama ne olursa olsun fırsatını bulup orada atlayış yapmayı istiyorum.”
















6 Ocak 2015 Salı

Ataturk Arboretumu


Atatürk Arboretumu

Atatürk Arboretumu

Atatürk Arboretumu’na gittiğinizde bol bol fotoğraf çekip, göl kenarında romantik anlar yaşayabilirsiniz. Orman Genel Müdürlüğü İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü’nün Bahçeköy Orman İsletme Müdürlüğü’ne bağlı bir isletme şefliği olan arboretum kelime anlamı da ağaç ev demektir. Belgrad Ormanı’nın güneydoğusunda, 345 hektarlık alana kurulmuştur. Arboretumda 1500’ü aşkın bitki türü vardır. ayrıca hatırı sayılır bir soğanlı bitkiler koleksiyonu da bulunmaktadır.
?????????????????? 
Atatürk Arboretumu’nda çok özel bitki türleri bulunmaktadır. Ve bu bitki türleri bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla kurulmuştur. Sizlerden ricamız bu bitkilere zarar verecek davranış ve hareketlerden kaçınmanız. Anlayışınız için şimdiden çok teşekkür ederiz..

ataturk-arboretumu02 
Arboretumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijini ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş olan çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitki taksonlarının uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçalarıdır. Başka bir açıdan bakıldığında arboretumlar eğitim ve bilimsel yanları ağır basan bilgi, emek ve sabırla meydana getirilmiş birer canlı bitki müzeleridir.
ataturk-arboretumu04 
Yeryüzünde kuruluşları yüzyılların ötesine dayanan arboretumların fonksiyonları çok çeşitlilik gösterir. Bunlar; ilk ve orta öğretimden üniversite düzeyine kadar tüm öğrencilere ve çevre halkına otsu ve odunsu bitkiler hakkında bilgi vermek, onları yetişme alanlarında tanıtmak, çevre koruma bilincinin gelişmesine katkıda bulunmaktır. Bunun yanında, dünyanın dört bir tarafındaki eksotik ve endemik bitkileri iklimin müsaade ettiği oranda bir araya toplayarak uzun ve pahalı seyahatlere gerek kalmadan insanlara tanıtmak ve bunların içinden süsleme değeri olanları seçme imkanı sağlamak, nesli kaybolma tehlikesi altında bulunanları koruma altına almak, yabancı orijinli türlerin ülkemize uygunluğu konusunda çalışmalar yapmak da Atatürk Arboretumu’nun görevleri arasındadır.
ataturk-arboretumu06
Atatürk Arboretumu’nun ilk amacı basta İ.Ü. Orman Fakültesi öğretim üyeleri ile öğrencileri olmak üzere Orman Bakanlığı bünyesindeki ilgili kuruluşlar ile orman mühendisleri, peyzaj mimarlarının, diğer fakülteler ile araştırma kurumlarının, yerli ve yabancı bilim adamlarının, doğa severlerin yapacakları incelemelere, bilimsel araştırmalara her yönü ile açık bir canlı laboratuar olarak hizmet vermektir.
Atatürk Arboretumu, Sarıyer ilçesinde bulunan floristik zenginliğiyle birçok yerli ve yabancı botanikçinin ilgisini çekmiş bulunan ünlü Belgrad Ormanı’nın güneydoğusunda 296 hektarlık bir orman parçası üzerinde kurulmuştur. Sınırları içinde Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan Kirazlıbent ile 1916 yılında Neşet Hoca tarafından kurulan Türkiye’nin ilk fidanlığını barındıran Atatürk Arboretumu yeryüzündeki diğer arboretum ve botanik bahçeleriyle tohum ve fidan temini konusunda işbirliği içerisindedir.
ataturk-arboretumu03
Atatürk Arboretumu’na Nasıl Gidilir? 
Araç İle: Sarıyer yönünde Büyükdere Caddesi istikametinde Hacıosman’a gelindiğinizde tabelaları takip edebilirsiniz. Bahçeköy yoluna saparak ilerleyiniz. Bahçeköy’e geldikten sonra, İstanbul Ünivers. spor salonunun karşısındaki Kemerburgaz Yolunun sol tarafından dönerek 400-500 m ilerledikten sonra solda arboretumu görebilirsiniz. Ayrıntılı yol bilgisi için aşağıdaki Krokimizi inceleyebilirsiniz.
Adres:  Sarıyer Köyü 34450 İstanbul
Telefon: (0212) 226 1929

23 Aralık 2014 Salı

İskocyanin En Guzel Yerleri

İskoçya’nın en güzel yerleri

İskoçya’nın inanılmaz doğasını keşfe çıkmak ister misiniz?


İskoçya efsanelerle dolu bir ülkedir. Kendine hayran bırakan doğası ve tarihiyle de hepimizi büyülemektedir. Küçük bir ülke olmasına karşın gezenlerin üzerinde oldukça büyük bir etki bırakır. İşte İskoçya’nın en güzel yerleri…

 Eilean Donan

Eilean Donan, İskoçya’nın batısında ufak bir adada bulunur. Anakaraya ufak bir köprü ile bağlı bu adada bulunan Orta Çağ’a ait kale kesinlikle görülmeye değerdir. Kale 13. yüzyılda Viking saldırılarına karşı inşa edilmiştir. Günümüzde İskoçya’da en çok fotoğraflanan, düğünler ve organizasyonlar için kullanılan bir bölgedir.

 Loch Ness

İskoçya’nın en büyük ikinci gölü olan ve tüm dünyada üne sahip Loch Ness, efsanevi canavarı ile bilinir. Modern zamanın en efsanevi yaratığı olan Nessie’nin gölde yaşadığı söylenmektedir. Canavarı görebilir misiniz bilmiyoruz; ancak gölün güzelliğine hayran kalacağınızdan eminiz.
 Melrose Manastırı

1136 yılında manastır rahipleri tarafından kurulan kilisenik dekorasyonunda masonik simgeler bulunmaktadır. Kilisenin bir İskoçya kralının balmumuyla kaplanmış kalbine ev sahipliği yaptığı sanılmaktadır. Efsanelerle dolu bir ülke olan Melrose Manastırı, çok önemli bir mimari yapıdır.
 Skara Brae

Orkney adasında bulunan Skara Brae, Taş Devri’ne ait Avrupa’da bulunan ve en iyi korunmuş yerleşim yerlerinden biridir. 1850 yılında büyük bir fırtına ile açığa çıkana kadar toz kütlesi altında bulunan bu yerleşime iyi korunmuş olması sebebiyle "İskoçya’nın Pompeii’yi" de denir.
 Stirling Kalesi

İskoçya’da bulunan en etkileyici kalelerden biridir. Dik kayalıkların tepesinde inşa edilmiştir. Kalede 16. yüzyıla ait sanat, mimari ve kültür örnekleri görülebilir. Özellikle tarih tutkunlarının kesinlikle kaçırmaması gerekmektedir.

Yuvarlak Kaleler

Shetland Adaları’ndaki en iyi korunmuş örneklerinden olan bu yapılar yuvarlak kuleler olarak inşa edilmiştir. İç ve dış kısmı saldırılara dayanabilmesi amacıyla taşlarla örülmüştür. M.Ö. 100 yıllarında inşa edilen bu yapıda içeride sarmal bir merdiven de bulunur.



















22 Aralık 2014 Pazartesi

Romanin gizli kalmis turistik yerleri

Roma’nın gizli kalmış turistik yerleri

Roma, herkesin gezip görmek istediği bir şehirdir. Aşk Çeşmesi, Vatikan ve St. Peter Kilisesi Roma’nın en çok bilinen yerleridir. Ancak Roma’da gizli kalmış daha pek çok yer vardır. İşte Roma’nın gizli köşeleri…

 Appia Antica

Tarihteki ilk döşenmiş yol olarak resmi kayıtlara geçen bu patikaya Kraliçe yolu denirdi. M.Ö. 312 yılında inşa edilen yol Roma ile Brindisi’yi bağlamaktadır. Yol güzel villalar ve tarihi harabelerin arasından geçip gitmektedir.
 Centrale Montemartini

Ostiense’deki eski bir elektrik santralinin yerine inşa edilen bu etkileyici müzede tarihi heykeller, endüstriyel malzemelerin yer aldığı bir arka planda sergilenmektedir.

Gizli Anahtar Deliği

Piazza die Cavalieri di Malta’da bulunan büyük kapının deliğinden baktığınızda bir sürprizle karşılaşacaksınız. Anahtar deliğinden St. Peter Bazilikası’nın kubbesi görünmektedir.
 Kedi Barınağı

Roma’da çoğu dışarıda yaşayan 300 binden fazla kedi olduğunu biliyor muydunuz? Son 20 yılda bu kedilerin çoğunluğu Torre Argentina kazı alanına götürülmüş ve buranın sakinleri tarafından beslenmiştir. 1990’da bölgede açılan bir barınakta gönüllüler tarafından beslenen 400’den fazla kedi yaşamaktadır.
 Porta Portese Pazarı

Roma’daki bit pazarlarından biri olan bu alanda güneşli bir havada gezmek keyifli olacaktır. Pazarda saatten bisiklete pek çok eşya uygun fiyatlarla satılmaktadır.

 Roma Protestan Mezarlığı

18. yüzyılda inşa edilen bu mezarlık Katolik olmayanların gömüldüğü bir alandır. Çünkü Katolik olmayanlar Roma topraklarına gömülemezdi. Burada İngiliz şairlerinden Shelley ve Keats de yatmaktadır.

 St. Ignatius Loyola Kilisesi

Bu barok kilise Roma’da inşa edilen ikinci Cizvit Tarikatı kilisesidir. Freskleri Andrea Pozzo tarafından 1685’te inşa edilen bu kilise kesinlikle görülmeye değerdir. Tavanı kemerli gibi görünen kilisenin adresi via del Caravita 8 numaradır.

Villa Doria Pamphili

Fransız tarzı bahçelerde dolaşmak Romalılar’ın çok sevdiği bir aktivitedir. Gianicolo Tepesi’nde bulunan alan, Villa Borghese bahçeleri kadar güzeldir. Bahçedeki çeşmelerde tiyatro figürlerinden yontulmuş suratlardan akan suları izlemeye doyamayacaksınız.



















8 Kasım 2014 Cumartesi

Yerkopru Selalesi Nerede Hakkinda bilgi

Saklı kalmış doğa hazinesi: Yerköprü Şelalesi

Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünce ''tabiat anıtı'' olarak tescillenen Mersin'in Mut ilçesindeki Yerköprü Şelalesi, yeşilliklerle bürünmüş derin bir vadi içindeki büyüleyici görüntüsüyle ziyaretçilerini bekliyor.

Yaklaşık 30 metre yükseklikten akan şelale, 200 metre uzunluğunda, 10 metre genişliğinde ve 10-15 metre derinliğindeki göl, su tüneli, doğallığı bozulmamış sarkıt ve zengin bitki örtüsüyle özellikle bahar aylarında göz kamaştırıyor.










Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi

Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi

Fatih Sultan Mehmet döneminin ünlü hekim ve cerrahı Amasyalı tıp alimi Sabuncuoğlu Şerefeddin adına açılan tıp ve cerrahi tarihi müzesi, barındırdığı tıbbi zenginliklerle tarihe ışık tutuyor


AA
Müze  ziyaretçilerinin ilgisini ise ünlü tıp aliminin zehir ve panzehirlerle alakalı  çalışmalarının yer aldığı bölüm çekiyor - Sabuncuoğlu Şerefeddin'in,  panzehir üretmek için yaptığı çalışmalarda kendisini zehirlediği, ardından  ürettiği panzehiri kendi üzerinde denediği belirtiliyor


Osmanlı padişahı Fatih Sultan  Mehmet döneminin ünlü hekim ve cerrahı Amasyalı tıp alimi Sabuncuoğlu  Şerefeddin'in, zehir ve panzehir çalışmaları sırasında hayvanların dışında  kendisini de denek olarak kullandığı belirtildi.



İlhanlılar döneminde inşa edilen ve uzun süre akıl hastalarının müzik  ve su sesi ile tedavi gördüğü, Sabuncuoğlu Şerefeddin'in 14 yıl boyunca "hekim  başı" olarak görev yaptığı, bir süre önce Amasya Belediyesince yeniden  düzenlenerek Sabuncuoğlu Şerefeddin Tıp ve Cerrahi Tarihi Müzesi'ne çevrilen  bimarhane, barındırdığı tıbbi zenginliklerle ilgi çekiyor.



 
Anadolu'nun ilk cerrahlarından biri olarak bilinen ve 190 hastalığa  çare bulduğu belirtilen Sabuncuoğlu Şerefeddin'in geliştirdiği ve tedavi amaçlı  kullandığı müzik aletleri ile 200'e yakın cerrahi aletin sergilendiği müzede,  Sabuncuoğlu Şerefeddin'in hastalarını tedavi ettiği hareketli heykellerin yer  aldığı bir klinik, şifalı bitkilerin bulunduğu bir bahçe ve balmumu heykeller yer  alıyor.



Müze Müdürü Barış Önder, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyaca  ünlü cerrah Sabuncuoğlu Şerefeddin'in zehir ve panzehirler üzerine yaptığı  çalışmaların müzede bulunduğu bölümün ilgi çektiğini söyledi.


Ünlü hekimin o dönem yazdığı kitaplardan biri olan "Mücerrebname" adlı  kitabı kaynak olarak gösteren Önder, modern tıpta olduğu gibi hayvanları da denek  olarak kullanan Sabuncuoğlu'nun, panzehir üretmek için hayvanlar dışında  kendisini de denek yaptığını belirtti.


Yılan tarafından sokturarak zehirlenmesini sağladığı horoza, yaptığı  panzehiri vererek sonuçlarını gözlemleyen Sabuncuoğlu Şerefeddin'in aynı işlemi  kendisine de uyguladığını anlatan Önder, "Böylece geliştirdiği panzehiri  kullanır. Bu da Sabuncuoğlu Şerefeddin'in ne kadar ilim olarak ileri gittiğinin  bir göstergesi kabul edilir" dedi.


Önder, müzede Sabuncuoğlu Şerefeddin'in o dönem icat ederek  geliştirdiği tıp aletlerinin sergilendiği bölümde yer alan zehir ve panzehir  çalışmalarının tıp aletleri, heykel, minyatürler ve çizim ile tasvirlerle  anlatıldığı bölümün müze ziyaretçileri tarafından ilgi çektiğini ifade etti.



 
- Ünlü hekim diş kaplaması da yapmış



Müzede, ziyaretçilerin ilgi gösterdiği bölümlerden birinin de diş  hastalıklarının tedavi edildiği tıp aletlerinin sergilendiği bölüm olduğunu  anlatan Önder, "Sabuncuoğlu Şerefeddin gerek diş ameliyatları, diş tedavileri  gerek kaplama çalışmaları ile o dönemde çığır açmıştır. Günümüzde o dönemde  kullanılan aletlere yakın aletlerin kullanıldığı gözlemlenmektedir. bugün diş  hekimlerinin kullandığı birçok tıp aletini o dönemde ünlü hekimin geliştirdiğini  görüyoruz" diye konuştu.



 
- Su ile tedaviyi yansıtmak için özel düzenek yapıldı



Amasyalı tıp alimi Sabuncuoğlu Şerefeddin'in yaklaşık 600 yıl önce  kullandığı tıp aletlerinin yanı sıra su ile tedavi amaçlı müzeye yeni bir alet  kazandırıldığını dile getiren Önder, "Müzikle tedavinin yanı sıra müzede  yüzyıllar önce akıl hastalarının su ile tedavi edildiğini yansıtmak amacıyla  eskiden bakır kaplardan bakır kaplara su boşaltılan düzenek yerine müzemize  kazandırılan bu bölümde 6 adet saz teli bulunan ve altında bakır kap olan  düzenekle su ritmli bir şekilde bu bakır kaba süzülerek su ile tedavi  yansıtılıyor" ifadelerini kullandı.



- Bimarhane



Yakutiye Mahallesi'nde bulunan bimarhanenin medrese olduğu da iddia  ediliyor. Yapıldığından bugüne kadar geçen süre içinde bimarhane olarak tanınan  yapıyı Amasya'nın İlhanlı hakimiyeti döneminde, İlhanlı Hükümdarı Olcayto Mehmet  Hüdabende ve eşi İlduş (Yıldız) Hatun adına köleleri Amber Bin Abdullah  tarafından 1308-1309 yıllarında yaptırdığı biliniyor.



Anadolu'da buna benzer örneklere Sultaniye'de, Sivas ve Divriği  Darüşşifalarında rastlanıyor.Selçuklu ve Osmanlı döneminde yapılan darüşşifalar  (bimarhane), diğer sosyal ve tıbbi yapılardan farklı özellik taşıyor.  Darüşşifalarda akıl hastalarının müzik ve su sesiyle iyileştirilmesi öncelik  kazanmış. Amasya Bimarhanesi de bunun bir örneği olarak tanınıyor.

Cal Magarasi Trabzon


Mağaranın Su Varlığı
Mağaranın içindeki yer altı nehrinin taşıdığı su mevsimsel olarak değişmektedir. Yağışlı mevsimlerde mağaranın içindeki suyun derinliği 50 cm.’ye kadar yükselirken, yaz aylarında bu seviye 25-30 cm.’ye kadar düşmektedir.


Mağaranın Havası
Mağaranın içinde, dış atmosfere dolinlerle olan irtibat nedeniyle, rahat bir hava hareketi vardır. Girişte kuru olan mağara atmosferinin nemi, iç kısımlarda bir miktar artmaktadır



Mağaranın Bugünkü Durumu
Çal Mağarası 2000 yılında Trabzon İl Özel İdaresi tarafından çeşitli düzenlemeler yapılarak turizme açılmıştır. 2003 yılında halkın ziyaretine açık hale getirilmiştir.




Mağara Ve Yakın Çevresinin Jeolojisi
Çalışma alanının en yaslı birimi tortul birimlerle ardalanmis bazaltik, andezitik, dastitik lav ve piroklastlardan oluşan Kretase yasli Düzköy formasyonudur. Bu birim üzerine masif kireçtaşlarından oluşan Üst Kretase-Paleosen geçisli Tonya formasyonunun Şahinkaya üyesi uyumlu olarak gelir. İnceleme alanının en genç birimini tortul birimlerle ardalanmis andezit, bazalt ve piroklastlarindan oluşan Eosen yasli Foldere formasyonu oluşturur. Bu birim uyumsuz olarak alttaki birimleri üstlenmektedir



Mağaranın Olusumu
Çal Mağarası kireçtaşları içindeki kirik (çatlak-fay) sistemlerine bağlı olarak gelişmiştir. Mağaranın oluşumuna neden olan ana fay NE-SW istikametindedir. Bunu kesen ikincil faylar ise NW-SE yönünde uzanırlar. Mağara bugünkü sekline iki aşamada ulaşmıştır. Birinci aşamada yüzeyden sızan sular toprak zorunda ki CO2'yi bünyesine katarak asidik karakter kazanmaları sonucunda kireçtaşını daha fazla çözerek kırıkları genişletmiş ve bir yer altı su kanalı oluşmasını sağlamışlardır. İkinci aşamada ise bölgesel yükselmeye bağlı olarak mağara gelişimini sağlayan su akimi azalmış ve mağaranın gelişimi durmuştur. Bu dönemde başlangıçta daha yukarı kotlardaki düdenlerle bağlantılı olan su kanallarından sızan sular, yer yer sarkıt ve dikitleri oluşturmaya başlamıştır.

http://www.trabzonkulturturizm.gov.tr/TR,57786/tarihce.html · Güncelleme: 20 saat önce

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

bizi takip edin...